Randevu: 0533 721 00 99

Arnavutköy Mah. Eğlence Sk. No: 10 Beşiktaş/İstanbul

Pazartesi -Cuma: 08:00 - 19:00 Cumartesi: 08:00-12:00

+ Online diyet seçenekleriyle

Yeni Bir Hastalık: ”Sağlıklı Beslenme Takıntısı”

Dünyada obezitenin artmasına karşın her geçen gün diyet, düşük kalorili beslenme çabalarına olan ilginin artması, zayıf olmanın güzellik algısıyla eşdeğer olunduğu mesajını veren sosyal medyanın oldukça sık kullanılması sebebiyle sağlıklı beslenmeye olan ilgi artış göstermektedir. Bu davranışın patolojiye dönüşmesine ise ‘ortoreksiya’ denmektedir. Ortoreksiya Nervoza uygun, sağlıklı, temiz beslenme olarak tanımlanan sağlıksız bir obsesyon, yiyeceklerin sağlıklı olması hakkında psikopatolojik biçimde endişe duyulması olarak tanımlanmaktadır.1997’de Steven Bratman ile “doğru yeme bağımlılığı’ olarak tanımlanan  yemekle ilgili takıntılı düşünceler,  aşırı egzersiz veya aşırı egzersiz kendini cezalandırma ile, kısıtlayıcı yeme davranışları ve kişinin özgüveninin diyetsel seçimlere dayandığı inancı ile karakterize edilmiştir.Ortoreksiya, yeme davranışı bozukluğu ile ilgili yeni bir terimdir ve biyolojik olarak saf besinler, herbisitler, böcek ilacı ve diğer yapay maddelerden arındırılmış besinleri tüketme konuları ile ilgili patolojik saplantılardan oluşur. Ortoreksiya nevroza psikiyatrik bir hastalık olarak tanımlanmamaktadır ve patolojik, obsesyonel olmayan sağlıklı beslenme alışkanlıkları ile birbirine karıştırılmamalıdır. ON aksine yeme bozukluklarında , işlevsel olmayan beslenme davranışlarını içeren tanı kriterleri, benlik saygısı ve bedenle ve görüntü ile ilgili bilişsel problemler görülmekte ve sadece anoreksiya nervozada vücut ağırlığının oldukça düşük olması bulunmaktadır. Psikolojik bakış açısına göre, ortoreksinin, anoreksiya nervoza ile ortak özellikleri vardır.Ortoreksiya Nervoza genellikle kendi bedeni ve uyguladığı diyette hakim olmak isteyen  mükemmeliyetçi kişilik yapısı olan kişilerde bulunur.Kişilerin yemeğe ilişkin özel ritüelleri vardır ve kuralları çok sıkı takip ederler. Diyet gereksinimlerini karşılayamadıkları durumlarda ise pişmanlık duyarlar. Özgüven hisleri beslenme şekilleri ile güçlü bir şekilde bağlantılıdır. Anoreksiya ve ortoreksiya hastalıklarıyla mücadele eden kişiler yaşadıkları semptomları arzu edilebilir veya kabul edilebilir olarak algılayabilmekte bu koşullar tedavi için motivasyonun düşmesine sebep olabilmektedir. Anoreksi ve ortoksi arasındaki en önemli fark, ortoreksiya nervozaya sahip olan hastaların tüketilen gıdanın miktarına veya kalorik değerine çok fazla önem vermeden

besin içerik ve bileşenlerine odaklanmalarıdır. Tüketilen besin miktarlarında azalma genellikle olmamaktadır ancak kendi uyguladıkları besin kısıtlamaları sebebiyle zayıflama istekleri olmamasına karşın hastalar kilo vermektedir. Diğer yeme bozuklukları (özellikle de anoreksiya), aile ve en yakın durumdaki gibi çevre (aile evi, iş, okul vb.) tedavi sürecinde kilit bir rol oynamaktadır. Yeme bozuklukları genellikle psikosomatiktir, dolayısıyla psikolojik destek burada çok önemlidir.

Selanik’te 120 kadın Beslenme ve Diyetetik öğrencisinin katıldığı çalışmada öğrencilerin %63’ünde ortoreksiya nevroza tespit edilmiş; ortoreksik öğrencilerde BMI beden kitle indeksi daha yüksek bulunurken; ortoreksik bireylerde görülen en önemli belirgin farklılık enerji alımının kilo başına daha düşük olmasıdır. Ortoreksik kişiler genellikle ideal-normal- kilo aralığına sahip olma şansına sahiptir. Polanya’da Beslenme ve Diyetetik öğrencileri üzerinde yapılan diğer bir araştırmada ise ortoreksik kadın öğrenci sayısının erkek öğrencilere kıyasla daha fazla olduğu tespit edilmiştir.

223 üniversite öğrencisi üzerinde yapılan araştırmada hemen hemen hepsinin beslenme konularına ilgili olduğu %94 belirtilerek beslenmeye karşı olan ilgileri ile ortoreksik davranışlar arasındaki ilişki pozitif korelasyona sahip olup; ortoreksik davranışlar ve beslenme bilgileri arasındaki ilişki negatif korelasyona sahiptir. Nütrisyona olan ilgi ortoreksik davranışları arttırırken; nütrisyona ilişkin bilgi kazanılması ortoreksik davranışı azaltır. Amerika’da 635 diyetisyen ile yapılan araştırmada yeme bozuklukları ve ortoreksiya riski yüksek bulunmuştur. ON semptomları yeme bozuklukları semptomları ile oldukça ilişkili bulunmuştur. Diyetisyenlerin semptomlarının neredeyse yarısı ON;yüzde 13 ise yeme bozuklukları ile ON semptomlarının varlığı yeme bozukluklarının tüm tipleriyle ilişkilendirilmiştir. Özetle ON sadece obsesyonel sağlıklı yeme davranışıyla adlandırılmayıp ayrıca diyetisyenler arasında şekil ve ağırlık konularına ilişkin artan değer verişleri de göstermektedir. Erzurum da 878 tıp öğrencisi 360 kız olacak şekilde yapılan araştırmada erkek öğrencilerde, ortokside anlamlı yüksek bir eğilim ve yaş gruplarında  anlamlı farklar bulunarak erkek öğrencilerde ortoksik eğilim ortalama puanı, kız öğrencilere göre daha düşük ve ortoksiyasyon eğilimi olan 21 yaşından küçük öğrencilerin oranı ortoksi eğilimi olan 21 yaşından büyük öğrencilerin oranından daha yüksektir. 100 üniversite öğrencisidir (57 kadın, 43 erkek). Bulgulara göre kadınların ortorektik eğilimleri ve (ile ölçülen) yeme bozukluğu eğilimleri erkeklere göre daha yüksektir. Fazla kilolu katılımcılar daha az ortorektik eğilim göstermişlerdir ki bu bulgu ortorektik eğilimler düştükçe ‘sağlıklı’ yemekle patolojik meşgul olmayışın bir sonucu olarak vücut kitle indeksi puanlarının yükseldiğini ortaya koyan diğer sonuçla paraleldir

Comments are closed.